Bir an kendi takıntılarımın bir bilançosunu yapmak geldi içimden. Oturdum düşündüm. Öncelikle geçmiştekiler ve günceller bakımından ikiye ayrılırlar. Sonra da geçici yapıda olanlar ve ömür boyu sürme potansiyeli olanlar.
Geçici olanlardan başlıyorum: Zaten bu yazının sebebi de birazcık bu.
1) Laptop'um hala yapılmadı. Hiç bir haber yok. Sabahtan akşama kadar aklımdan çıkmıyor. İki gecedir de uyumuyorum. Biraz önce, yine azar işitme pahasına firmayı aradım. Telefonlar da açılmıyor. Aklıma kötü kötü şeyler geliyor. Acaba bir daha laptop'u mu göremeyecek miyim? Ne olursa olsuun bir an evvel sonucu öğrenmek istemiyorum. Belirsizlikle beklemekten daha kötü bir şey olamaz.
2) Rejimdeyim ve sürekli gidip buzdolabını açıyorum. İçine bakıyorum. Kapatıyorum. Gelip yerime oturuyorum. Beş dakika sonra yine kalkıp buzdolabına gidiyorum. İçindekilere takmış durumdayım. Aslında pek bir şey de yok. Ama olsun. Bakmadan edemiyorum. Fotografını çekip, Cemil Ozalit'te bire bir buzdolabı boyutlarında renkli büyüttürsem ve ön kapağını kaplasam bir faydası olur mu?
Ömür boyu sürme kapasitesi olduğunu hissettiklerim:
1) Eve girdiğim andan itibaren evde bulunduğum süre boyunca, günde sayısız defalarca tuvalete gidip tartılıyorum. Kilo alsam da versem de, zayıf olsam da, şişko olsam da tartının üzerine binmeden duramıyorum. Gün içindeki değişimleri gram gram izliyorum. Daha önce tartıyı attığım zamanlar çok oldu. Onsuz yapamadığımdan, sürüne sürüne giderek yeniden aldım. Sanırım bu takıntımdan asla geçmeyeceğim. Dip not. Misafirlikte de gider tartılırım.
2) Saçlarımı toplama ve açma takıntısı. Ne zaman başladı bilemiyorum. Çok güçlü olduğunu derinden hissediyorum. Aşırı meşgul olup, daldığım zamanlar hariç, hatta bazen uykumdan uyanıp saçlarımı bir topluyorum, bir müddet sonra açıyorum. Sonra yine topluyorum, açıyorum, mütemadiyen, durmaksızın. Yanımda toka varsa, tokayla, klips varsa klipsle, kalem varsa kalemle, hiç bir şey yoksa örerek ama mutlaka...
3) Yer karolarını ya da yürürken adımlarımı sayma takıntısı. Bazen de merdiven sayarım. Bazen de sadece sayarım. Ne zaman başladığımı bilmem ama bir bakmışım aklımdan 1000'e gelmişim. Bir zamanlar banyoda kaç tane karo var, bizim eve kaç basamakla çıkılıyor, bakkala kaç adımda gidiliyor gibi istatistikleri bilirdim. Şimdilerde bu bilgileri tutmuyorum. Belki de hala sayıyorum ama hafızam olmadığından pek hatırlayamıyorum. İçimdeki bu sayı potansiyelinin ben ölünceye kadar geçmeyeceğini, zaman zaman yine ortaya çıkacağını hissediyorum. O yüzden ömür boyu kategorisine koydum. Belki de benden önceki de sayıyordu, benden sonraki de sayacak. Kimbilir?
Geçmiş ve bir daha da geri gelmeyeceğini hissettiklerim :
1) Üniversite yıllarındaydı sanırım. Bir kaç arkadaş derste nabız sayma alışkanlığı edindik. Sonra bir baktım ben, bir günde 1 sayfa dolusu olacak şekilde, neredeyse yarım saatte bir nabız sayıp, kaydeder olmuşum. 1 sene falan devam etti bu istatistik takıntım. Sonradan vazgeçtim.
2) Diş fırçalama takıntısı. Hamilelik zamanıydı. Günde 10-15 kere, durmadan fırçalardım. Dişlerimin hiç o zamanki kadar sağlıklı olduğunu hatırlamıyorum. Hamilelik döneminde hiç diş sorunum olmadı. Su içsem fırçalardım. Sonra günde 3 ya da 5'e indirdim.
3) Sokakta çizgilere basmadan yürüme takıntısı. Küçükken kızımda da vardı. Şimdi ikimizde de yok.
Güncellerse ömür boyu potansiyelliler ve geçiciler. Hatırlayabildiklerim ve kafamı taktımlarım şimdilik bunlar.
#206 - The book that changed everything
9 saat önce
0 yorum:
Yorum Gönder