İki gündür odasındaki sabit bilgisayar için bizimkiyle köşe kapmaca oynamaktan bıktım. Ne olacağı varsa, o olsun diyorum. Tabii durum buyken dün ve bugün pek bir yazı yazamadım.
Bir kaç saat önce lap top tamircisini aradım. Arızanın sebebi hala belli değil. 2-3 gün içinde bir teşhis yapılabilecekmiş. Ondan sonra da oluru, olmazı neyse bildireceklermiş.
Geçen 2 gün içinde açıkcası pek de oturup yazmaya vakit bulabilecek gibi değildim. Malum Haziran ayı, mezuniyetler ayı. Bizimki de orta okuldan mezun oldu hayırlısıyla. Bir anda büyüdü ve liseli oldu. Liseli olmak biraz da; "Ben her şeyi bilirim. Hatta en doğrusunu ben bilirim. Bırakın beni. İstediğim yere giderim. İstediğim arkadaşımla istediğim kadar telefonda konuşurum. İstediğimi istediğim zaman yerim. Ne istersem onu seyrederim. Kafam kızarsa evi terk ederim." boyutlarına kadar varabilen bir büyüme.
Bunun yanısıra liseli olmanın öylesine sakin ve hoş zamanları da var ki, sokak sokak, mağaza mağaza gezip tozup, alış veriş yaparken başkaca arkadaşa, dosta ihtiyaç duymuyorum. 2 gündür yazamamamın sebebi, biraz da bu. Dün mezuniyet yemeği için elbise, ayakkabı, çanta, vs... dedik. Bugün manikür, pedikür, kuaför derken günler göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Kalan zamanımda da, bizimkiyle köşe kapmaca oynayıp bilgisayar başına geçmektense, yorgunluktan perişan bir şekilde kanepenin üzerinde okumayı tercih ettim.
Elimde Elif Şafak'ın otobiyografik roman olarak tanımladığı, üstüne bu roman unutulmak için yazıldı dediği Siyah Süt var. Elif Şafak en sevdiğim yazarlarımızdan. Siyah Süt'ü de ilk çıktığı günlerde almıştım. Bir türlü elim varıp okuyamadım.
Neden mi? Çünkü Elif Şafak'ın bu kitapta beynini kemirip yiyen bir sürü iç sesi kişiselleştirip, onlara isimler taktığını, her birinden apayrı bir karakter yaratıp, birbirleriyle olan çekişmelerini konu ettiğini biliyordum. Ve o zamanlar ben de, benimkilerden bahseden öykümsü, romanımsı bir şeyler yazmaya kararlı olduğumdan etkilenmemek için okumamayı tercih etmiştim. Bu projemi kafamda netleştirsem bile bir türlü kağıda dökemedim. Eninde sonunda beklemekten sıkıldıım ve dün kitabı elime aldım. Ne kadar da iyi yapmışım. İki sıkının arasında yarısını geçtim bile. Bitmek üzere. Biteceği için hem üzgünüm, hem de bana kendi projemi şekillendirebilecek fikirler verdiği için çok sevinçliyim.
Bu kitapta Elif Şafak bir kadın olarak aile kurmanın, çocuk sahibi olmanın ve yazarlığı sürdürmenin zorluklarından bahsediyor. Geçmişten ve günümüzden verdiği çeşitli örnekler ile de süslüyor bunu. Kendi içinde geçen çatışmalar ise kitabın o çok önemli ve ana konusuna nefis bir güzellik katmış. Bana kalırsa bu kitap kesinlikle yazdıktan ya da okunduktan sonra unutulmak için değil, ama başucunda tutup günlük ve sıradan işlerin yeknesaklığına düşüldüğünde yeniden su yüzüne çıkabilmek için... Can simidi misali.
#206 - The book that changed everything
9 saat önce
3 yorum:
Siyah Süt kütüphanemde duruyor epeydir. Başladım, biraz okudum. Sıktı, bıraktım.
Romana dair bir gazeteciye verdiği röportajı da bir süre önce bir yazıma konu etmişliğim var.
Çocuk sahibi kadın yazarların, yazarken yaşadıkları zorlukları ele almasına zerre itirazım yok, neden olsun? Neticede bir kadın yazar ve yazarken yaşadıklarını ondan iyi kim bilebilir?
Ancak, ne zamanki işte o kadın yazarı erkek yazarla mukayese etti ve kadın yazarın aynı zamanda bir anne olmasının, yazma olayını erkek yazara göre çok daha zor kıldığını anlatmaya girişti, işte ben orada itiraz şerhi düştüm.
Aynı röportajında, romanını yazarken çocuğunu dadıya emanet ettiğini de yazmış zaten. Eh o zaman geriye ne kalıyor? Kadın yazar romanını yazarken aklı çocuğunda, erkek yazarınki değil. Bu mudur?
Hayır ben ikna olmadım.
Geleyim neden Siyah Süt' ü okurken sıkıldığıma...
Çok detaycı. Çok fazla anayoldan ayrılıp, ara ve arka sokaklara dalıyor. Anlattığı şeyi anlıyorsunuz ama hayır o bıkmıyor, devam ediyor anlatmaya çalıştığı şeyi detaylarla desteklemeye. An geliyor, yeter artık yahu, anladık, ne zaman anayola çıkartacaksın bizi diyesim geliyor.
Ha ama o verdiği detaylar, girdiği ara sokaklardan çıkarımları, benim diyenin insanın bilebileceği şeyler değil. Ciddi donanımı, entelektüel birikimi var. Şaşırtacak kadar çok şey biliyor.
Ama, ama işte...Ben ne kadar çok şey biliyorum dermiş gibi de geliyor bana bir yandan. Velhasıl sıkılmaya başlıyorum.
Ancak, bunlara rağmen okuyacağım. Kütüphanemde bu biçimde okumaya başlayıp, sıkıldığım ama sonradan yine devam ettiğim yığınla kitap oldu.
Ve tabii teşekkürler yorum yapma imkanı bulabildiğim seçkilerin için.
Kitap otobiyografik olduğu için kişisel bir hayat hikayesinden yola çıkıyor. Gerçekte benim anladığım ise toplum baskısı+buna bağlı gelişen kişisel ve içsel çatışmalar ile kişinin kendisine koyduğu sınırlamaların yazarlık ve belki de yaratıcılık gerektiren her hangi bir uğraş ya da özgür bir ruh ile pek bağdaşmadığı...
Onun dışında bazı örnekler çok ilgimi çekti. Örneğin Tolstoy'un kendi yaşamının aldığı şekil, onun Anna Karenina romanını yazarken kendisini Levin karakteri ile özeşleştirdiğini ortaya koymuş ki aslında o kitapta beni Anna'dan daha fazla etkileyen karakter Levin'di. Bu da içten ve samimiyetle hissedilerek yazılanların ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha kanıtladı bana...
Ne bileyim işte ya, ben beğendim.
Allah size sabır versin :) Elif şafak benim de beğendiğim yazarlardan bir tanesi.Şu yeni çırdığı romanını(aşk) da en kısa zamanda alacağım.çok iyi gözlemleri var.Köşesinin de sıkı takipçisiyim.
Yorum Gönder